19. yüzyıl Amerikan edebiyatının en seçkin yazarlarından Henry
James, uzun yıllar Avrupa’nın çeşitli kentlerinde yaşamış, sonradan
İngiliz uyruğuna geçmiş olmasına karşın, çocukluk ve ilkgençlik
çağlarının geçtiği New York kentini her zaman belleğinde ve
yapıtlarında yaşatmıştır. Bir Başyapıtın Öyküsü adı altında sunduğumuz
dört öyküsü de, James’in hiç dinmeyen New York tutkusuyla doludur.
New York, Henry James’in bambaşka duygularla dile getirdiği bir
kenttir. Bu duyguların en baskını da öfkedir. Çocukluğunu geçirdiği
kenti yok eden ve elinden alan ticaretin ve maddeci yaşam tarzının
gelişimine duyulan öfke. Yalnızca güzelliklerin ve anılarda yaşayan
bildik dünyanın yok edilmesine değil, aynı zamanda bir yaşam tarzının
altüst edilmesine duyulan öfke.
“Henry James’in çocukluk döneminde tanıdığı New York,
yazarın belleğinde hiç değişmeden kalmış gibidir. O eski New York,
Henry James’in kişiliğini biçimlendiren yerdir. James, başka hiçbir
yeri o denli sahiplenmemiş, kendisini başka hiçbir yere o denli ait
hissetmemiştir. Yirmi beş yaşındayken yazdığı “Bir Başyapıtın Öyküsü”,
ince zevkli kahramanlarının adım başı sanatçılara rastladığı, sanat
çevrelerinde dostlar edindiği New York’ta geçer. Yazarın, İç Savaş
sonrasında savaşa gitmiş erkekler ile evlerinde kalmış kadınlar
arasındaki ilişkileri ele alan öykülerinin en çarpıcılarından biri “Son
Derece Tuhaf Bir Durum”dur. 1840’larda geçen “Crawford’ın
Tutarlılığı”nda en önemli tema, kadınların güvenilmezliğidir.
“Uluslararası Bir Olay”da, New York’a gezmeye gelen iki genç İngiliz,
zaman zaman budalalığa varan bir saflık içindedir. James’in New York’la
ilgili yapıtları, katılaşmış bir dünyaya resmin arka yüzünün, kendi
deyimiyle yumuşak yüzünün de direnebileceğini göstermeyi amaçlar.”
Colm Tóibín