Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi, inanılmaz bir hızda seyreden, durmadan kendini çoğaltarak gelişen bir roman. Mekân ve zaman sınırı tanımayan, bir ucu 19. yüzyılda, bir ucu günümüzde, yazınsal bir Türkiye panoraması. Şaşırtıcı bir öykünün bittiğinin sanıldığı yerde, okuru olmadık bir öyküyle yeniden afallatan bir “insan manzaraları” kitabı.
Bir Mâniniz Yoksa Annemler Size Gelecek adlı kült kitabın yazarı Ayfer Tunç, bu kez, Karadeniz’in küçük bir kentinde denize sırtını dönmüş bir akıl hastanesinden yola çıkarak, akıllara durgunluk veren kişilerin yaşam zincirlerinden müthiş eğlenceli bir roman örüyor. Yalan Yanlış, yaklaşık yüz yıllık bir kesitte, siyasal ve toplumsal dönüm noktalarının insanların yaşamlarında bıraktığı izleri sürüyor.
Yalan Yanlış’ı soluk soluğa okurken, Türkiye’nin bütün hallerini yaşayacak, belki de insanlığın ortak hikâyesiyle yüz yüze geleceksiniz.
Bir Deliler Evinin YALAN YANLIŞ Anlatılan Kısa Tarihi - internet sitesi:
www.birdelilerevininyalanyanlisanlatilankisatarihi.com
Ayfer Tunç’un internet adresi:
www.ayfertunc.com
KİTAPTAN
“Tam bir Türk işi inşaat klasiği olan hastane binası, aylar süren tadilatın sonunda hizmet vermeye başladı. Ama nihayet yeni haline uyum sağlamıştı ki, bu kez devlet fikir değiştirdi, Burası sadece ruh sağlığı hastanesi olsun, denildi. Hadi, yeni baştan tadilatlar yapıldı, oraya buraya merdivenler, bazı bölümlere gidebilmek için ara geçişler eklendi, artık binada bulunmalarına gerek kalmayan poliklinikler, laboratuvarlar, ameliyathaneler ve daha bir sürü bölüm iptal edildi; derken Çetin Kansız’ın eseri içinden çıkılmaz bir labirent haline geldi...”
...
“Barış Bakış problemli bir hasta değildi aslında. Çıkardığı yangın sayılmazsa, kimseye bir zararı olmamıştı. Genç adam sol elini reddediyor, kendi elinin başkasına ait bir varlık, hatta bizzat bir insan olduğunu düşünüyordu. Gerçi bununla kalmıyordu. Karısının kendisini sol eliyle aldattığına inanıyordu. Oysa henüz çok gençti, evli değildi...”
...
“Jinekolog Ayşe Nuran Serbest tavşandudaklı bir kadındı, kızdı daha doğrusu, henüz eline erkek eli değmiş değildi, bu gidişle değeceği de yoktu. Yüzündeki bu kusurun erkeklere vajinasını hatırlattığını sanıyordu...”
...
“Ülkü Bey için, pek de yaratıcı olmayan, ama kendini dolaysızca ortaya koymasını sağlayan zebb sözcüğünü nick name olarak seçtiği sanal âlem, ruhsal bir yalnızlığın pençesinde kıvrandığı gecelerde (yani sık sık) girdiği ve kendi varlığından fersah fersah uzaklaşıp bastırılmış arzularının derinliklerinde kaybolduğu, orada yeni bir Ülkü bulduğu gizemli ülkeydi.”
...
“Hikmet Bey’in mesleği gereği içinde bulundukları çev¬renin kimi zaman hafif, kimi zaman açık baskısı Tülay Hanım’a örtünme kararı aldırdı. Ama tek etken bu de¬ğildi. Çocukluğundan beri dine eğilim duyan kadının Anadolu’nun küçücük ilçelerinde yaşarlarken boşluktan boşluğa düşmesi sırasında, sık sık içine girdiği dinsel atmosferden etkilenmesi de kapanmasını tetikledi. Aslında tesettüre girme kararı almadan önce de kapalı sayılırdı. Görüştüğü kadınların büyük çoğunluğu başörtülüydü, hemen hepsi kocasının iş arkadaşlarının eşleriydi. Onların arasında kendini yabancı hissetmemek için başını kendiliğinden örtmeye başlamış, birkaç yıl öncesine kadar giydiği dar pantolonlarını, diz altı eteklerini bozup patchwork örtüler yapmış, sokakta başörtülü kadınlarla karşılaştığında, tanımasa bile selam verir olmuştu. Zamanla bu dindar çevrede bir tür aidiyet buldu. Bir akşam tesettüre girme kararı aldığını kocasına açıkladı, Hikmet Bey’in sevinçten gözleri doldu.”
...
“Nebahat Hanım güneşin ilk ışıkları göründüğü sırada güçbela kalkıp giderken, Tahir İçerken beni anarsın Doktor Hanım.. diyerek, külah yaptığı sigara kâğıdının içinde biraz ot verdi. Nebahat Hanım sırf duman için tekrar sigaraya başlamak istemedi, otu bir kenara bıraktı. Ama ertesi gece kek tariflerinin tümünü tükettiğini fark etti. Bu sefer neli kek yapsam? diye düşünürken, aklına kahve çekirdeklerini ezdiği pirinç havana biraz ot katmak geldi.”
...
“Tarihin kendini ve diğer paşa arkadaşlarını yargılamak bir yana, baş tacı edeceğinden kuşku duymayan Kenan Evren yanılmamış; resmi tarihi ve onun her türlü yan ürününü üretenler darbeci paşayı ve arkadaşlarını yargılamadıkları gibi, kendisinin anayasaya koydurduğu geçici maddeler ve çıkardığı yasalar sayesinde, uzun bir süre hakkında değil dava açmak, kötü bir söz bile söylenememişti.”
...
“Hayat korkutucu, çok acıklı, bir o kadar da gülünçtü. Malkoçoğlu Cüneyt Arkın hakkında, altı yıl önce oynadığı Yıkılmayan Adam adlı eğlencelik bir filmde komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla dava açılmış, TRT Genel Müdürü Macit Akman, Kemal Tahir’in romanından uyarlanan Yorgun Savaşçı filmini yaktırdığını gururla ilan etmişti. Aradan yıllar geçip de internet çağına gelindiğinde, komünizm propagandası yapıldığı iddia edilen Yıkılmayan Adam filminin bazı sahneleri Kopartan Sahneler başlığıyla youtube’da ve daha birçok sitede gösterilecek, Cüneyt Arkın’ın bu filmde komünizm propagandası yaptığı iddiasına, en az filmin kendisi kadar gülünecek; ama devekuşu gibi kafasını kuma gömerek yaşayan bu toplumun hangi gerçekleri görmesi gerektiğine karar ve izin verme hakkını kendilerinde bulan yöneticileri, milenyum çağının en eğlenceli fenomeni olan youtube’u susturacaklar, yeni bir çağ yaşanıyor olsa da ülkede değişen fazla bir şey olmayacaktı. O yıl işsiz sayısı üç milyonu geçmiş, son üç yılın fiyat artışları yüzde 250’yi bulmuş, kişi başına düşen milli gelir 1149 dolara gerilemişti. Ereğli’de bir maden ocağında grizu patlaması nedeniyle 102 işçi, Gebze’de içtikleri şehir suyundan zehirlenen 40 çocuktan dördü öldü. Diyarbakır’da kendi kendine çöken yedi katlı bir apartmanın enkazından 83 kişinin cesedi çıkarıldı. İstanbul’da kâğıt yokluğu nedeniyle kitap basımı durduruldu.”