KİTAPLARDAHA FAZLA
Sonuç bulunamadı.
Yükleniyor...
KİŞİLERDAHA FAZLA
Sonuç bulunamadı.
Yükleniyor...
YAZILARDAHA FAZLA
Sonuç bulunamadı.
Yükleniyor...
Beta
Uzun Uzun
Che’nin Kahkahası, Kardeşinin Hatırası

9 Ekim 2017, Ernesto “Che” Guevara’nın öldürülmesinin 50. yılıydı. Kardeşi Juan Martin Guevara, Abim Che kitabıyla ailenin sessizliğini bozuyor.

Che’nin Kahkahası, Kardeşinin Hatırası

Tarihin herhangi bir döneminde, herhangi bir insanı “özel bir kişi” veya “büyük bir isim” yapan şey nedir tam olarak? Nasıl oluyor da sıradan bir insan tarihin seyrine katılıyor? Che nasıl Che oluyor? Ölümünden 50 sene sonra neden seviliyor? Dünyanın, içinde yaşadığımız diğer ucunu etkileyen Che, kendi ailesini nasıl etkiledi? Ailesinden biri, kardeşi ilk kez bu konuda söz alıyor. Özel hayatı topluma etkisinden ayrıştırılamayacak bir isim söz konusu olduğunda bu söz daha da değer kazanıyor.

Ağabeyi Juan Martin, ailenin Che üzerine sessizliğini bozmaya karar verdiğini belirtiyor. Abim Che kitabıyla da bu niyeti gerçekleştiriyor. Guevara ailesinin içine giriyoruz böylece: Che’nin annesiyle sevgi dolu ilişkisine, Küba Devrimi’nin zafere ulaştığı –fikirlerine düşman akrabalarının bile Che’yle gururlandığı– günlere, hayatta olup olmadığının belirsiz kaldığı dönemlere… Che’nin annesine yazdığı sevgi dolu mektupları okuyor, babasının Küba Devrimi’nin ardından Che’nin adını kullanarak ufak tefek ayrıcalıkların peşine düşmesine tanık oluyor, Che’nin kardeşinin, onunla kardeş olduğunu gizlediğini öğreniyoruz.

 

Anne ve babalarının dikkatli bakışlarının nezaretinde Juan Martin abisi Ernesto'nun kucağında, Córdoba, 1943.

 

Tüm bunların yanı sıra Juan Martin bu anı kitabında Che’nin kardeşi olmanın hissettirdiklerine de değiniyor elbette; örneğin, abisinin öldürüldüğü yere ancak 47 yıl sonra gidebildiğini belirtiyor:

 

Vadinin tepesinde, bir rehber bana yaklaşıyor. Kim olduğumu bilmiyor, bilmesini de istemiyorum. Abimin ölümünün bir ticarete dönüştüğünün ilk işareti olarak benden Che’nin yakalandığı yeri göstermek için para istiyor. Öfkeleniyorum. Che, ahlaksız kazanç kavramının tam tersini temsil ediyor. Yanımda bulunan arkadaşım kim olduğumu söylemekten kendini alamıyor. Bu rehber kim oluyor da o son yenilginin yaşandığı yeri ilk kez ziyaret eden Che’nin kardeşinden para koparmaya cüret ediyor? Rehber saygıyla geri çekiliyor ve hayalet görüyormuş gibi, beni merakla izliyor. Duymak bile istemediğim özürler diliyor. Alışığım. Che’nin kardeşi olmak her zaman dikkat çeken bir durum. Duyduklarında, insanlar susuyor. İsa’nın kardeşi olamaz. Che de biraz İsa gibi. La Higuera’da ve 9 Ekim’de bedeninin götürülüp yok edilmeden halka teşhir edildiği Vallegrande’de, Aziz Ernesto de La Higuera olmuş. İnsanlar suretinin önünde dua ediyor. Genelde dinî inançlara saygı duysam da, bundan son derece rahatsız oluyorum. Ailede, baba tarafımdan büyükannem olan Ana Lynch-Ortiz’den beri Tanrı’ya inanan yok. Annem bizi hiçbir zaman ayine götürmedi. Ernesto bir insandı. Onu, üzerinde durduğu kaideden indirmeli, bu bronzdan heykeli tekrar canlandırıp verdiği mesajı yaşatmalıyız. Che, bir idole dönüştürülmüş olmaktan nefret ederdi.

 

Juan Martin, Che’yi gündelik hayatının içinde anlatarak, üzerinde durduğu kaideden indirme amacına sadık kalıyor.  Böylece kendisinin kutsallaştırılmasından hiç hoşlanmayacak abisinin hatırasına da sadakat gösteriyor elbette. Ancak Juan Martin’in abisiyle ilişkisi onun hatırasına bağlılıktan ibaret değil, abisinin takipçisi aynı zamanda. Övülmekten hoşlanan birini takip etmek kolay olabilirdi; neticede bugünlerde tek siyasi faaliyetleri her gün liderlerini övmek olan pek çok insan karşımıza çıkıyor. Peki, “Pohpohlanmak beni sinir ediyor!” diye haykıran birini nasıl takip edebilir insan? Juan Martin, abisini onun gibi bir eylemciye dönüşerek takip ediyor ama yine –düşmanıyla karşılaştığı anda bile– abisi çıkıyor karşısına.

 

Bir gün Sierra Chica’daki hücremde yalnızken kapı açıldı ve üniformalı, rütbeli bir tip göründü. Gardiyana bizi yalnız bırakmasını söyledi [...] Susmakta kararlı olduğumu görünce buzları, “Demek sen Che’nin kardeşisin ha!” diyerek kırmaya çalıştı. Ernesto hakkında uzun uzun konuşmaya başladı. Bana gerilla sanatından, Che’nin temsil ettiklerinden bahsetti ve konuşmayı, “Ne acayip, ne mükemmel bir herif!” diyerek bitirdi. Ağzım açık kalmıştı. Bu asker kontrgerilla uzmanıydı ve Che’nin hayatını kendisi gibi hayvanlarla savaşmaya adadığını biliyordu, fakat düşmanına büyük bir hayranlık besliyordu! Bir başka sefer, sorgu sırasında, askerin biri beni görür görmez Che’den bahsetmeye başladı: “Abinin yanlış kampı seçmesi ne yazık! Değerli bir adamdı,” dedi ve bana Ernesto’yla ilgili bildiği, okuduğu her şeyi sıraladı. Konuyla ilgili fikri olmadığı söylenemezdi...

 

Düşmanlarında bile saygı uyandıran Che’nin tarihte bir zıttı aranacaksa, bu isim kendisiyle aynı safta olanlarda bile saygı uyandırmayan Fouché olabilirdi. Zweig, bir karakterin bir devrime nasıl etki edebileceğine ilişkin en enteresan kitaplardan biri olan Joseph Fouché’de bu ismi ele alıyor. Usta biyograficinin, tarihin en büyük olaylarından biri olan Fransız Devrimi söz konusu olduğunda, ilk bakışta hiç görülmeyen bir isme, Fouché'ye odaklanması ilginç – öyle ki o bahsetmese bu ismin varlığından haberdar olup olmayacağımız bile şüpheli. Devrimde öne çıkan birçok lider varken o, farklı prensiplere dayanan bu isimlerden hiçbirine değil de, gücü terk etmemek için her şeyi yapan, birbirini deviren iktidarlara rağmen mevkisini koruyan, “kusursuz entrikacı” ve “profesyonel ahlaksız” Fouché'ye odaklanıyor, devrimi onun gözünden izliyor. Che’ye duyulan sevgi, Fouché’lerin dünyasında yaşamamıza duyduğumuz tepkiyle ilişkilendirilebilir belki. Fouché’ler kendi konumları değişmesin diye içinde bulunduğu iktidarların altını oyup duruyor; Che ise değişimi kovalarken edindiği her mevkiyi bizzat terk ediyor. Fouché için güç “korumak”, Che içinse “değiştirmek”.

(Solda, Ernesto ikinci Latin Amerika gezisi sırasında Gualo Garcia'yla Guatemala'da, 1953.)

 

Zaten Che, dünyayı değiştirme yolculuğuna, kendi hayatını değiştirmekten korkmayarak adım atıyor. Dünyayı keşfetme arzusu uğruna evini terk ederek motosiklet yolculuğuna çıkıyor, dünyayı değiştirme arzusu adına keşifçiliği bırakarak Küba’daki mücadeleye katılıyor, doktor olarak katıldığı mücadelede doktorluğu bırakarak savaşçı oluyor ve Küba Devrimi zafere ulaştığında oturduğu bakan koltuğunu terk ederek başka ülkelerde yürütülen mücadelelere katılıyor. Kendisinden başka hiçbir şeyin, bakanlık koltuğu dahil, dünyayı değiştirmek için bir güç kaynağı olmadığını fark ediyor.

 

Ve son olarak Che, dünyayı değiştirememiş olmanın verdiği keder ve güçsüzlük değil, her daim dünyayı değiştirebilecek olduğunu bilmenin verdiği güç ve neşe demek. Kendimize ve tüm insanlara yeni bir hayat kurabilecek olmanın verdiği neşe. Güldüğü fotoğraflarına, bulaştırdığı kahkahalara bu gözle bakmak gerek.

 

Onu, yer yer yansıtıldığı gibi acı ve çileyle özdeşleştiremiyorum. Fotoğraflarına bakın! Hep gülüyor, durmadan şaka yapıyor. Kahkahası bulaşıcıydı.

İLGİLİ İÇERİKLER

İLGİLİ KİTAPLAR